| Hodri Meydan ! |
|
Dikmen Vadisi Halkı bir kez daha, barınma hakkı ve insanca bir yaşam için kararlılıkla mücadele edeceğini, evini yuvasını terk etmeyeceğini, kentsel yağma projesine geçit vermeyeceğini haykırdı. Bakanlar Kurulu tarafından alınan bir kararla Yukarı Dikmen Vadisi’nin kentsel dönüşüm alanı ilan edilmesi, ardından İ. Melih Gökçek tarafından yeni bir kentsel yağma projesinin ve yıkım tehditlerinin gündeme getirilmesi, 1 Ağustos 2010 Pazar günü Barınma Hakkı Bürosu önünde gerçekleştirilen ve yaklaşık 1500 kişinin katıldığı görkemli bir eylemle protesto edildi. Bilindiği üzere Bakanlar Kurulu, 13.07.2010 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlük kazanan 2010/667 sayılı kararı ile Yukarı Dikmen Vadisi bölgesini kentsel dönüşüm ve gelişim alanı olarak ilan etmişti. İ. Melih Gökçek ve yandaş sermaye kesimlerinin çıkarları doğrultusunda alınan bu kararın ardından Gökçek, bölgede yeni bir kentsel dönüşüm projesinin başlatılacağını söylemiş, hakları için mücadele eden yöre halkına yönelik yine yıkım tehditlerinde bulunmuştu. Basın-yayın organlarında “Dikmen Vadisi’nde İkinci Raunt” başlıklarıyla verilen bu yeni sürece dair vadi halkı, ilk sözünü bu gün yani 1 Ağustos 2010 Pazar günü, Dikmen Vadisi Barınma Hakkı Bürosu önünde gerçekleştirilen kitlesel bir eylemle söyledi. Yaklaşık 1500 kişinin katıldığı eylem, vadi halkının düne göre çok daha örgütlü ve kararlı olduğunu da gözler önüne serdi. Dikmen Vadisi Halkı saat 13.00 de Barınma Hakkı Bürosu önünde toplanmaya başladı. Gökçek’in ve Gökçek yanlısı muhtarların, vadide en fazla 50-100 kişinin yaşadığına dair yalan beyanlarının oluşturduğu tepki, eyleme katılımının yüksek gerçekleşmesini sağladı. Yaz ayları olması nedeniyle bir çok vadili şehir dışında olsa da, vadide yaşayanlardan yaklaşık 1500 kişi, bunaltıcı sıcağa rağmen, çocuk kadın yaşlı demeden eyleme katıldı. Eylemde, büro önüne kurulu sahnede söz alan vadi sakinlerinden Tarık Çalışkan ve Ali Şenol, yeni gelişmeler üzerine bilgi verdikten sonra, yörede yaşayan halkı yok sayan hiçbir projenin yaşama geçme şansı olmadığını, vadide halen binlerce insanın yaşadığını ve evlerini, yuvalarını yaşamları pahasına savunma kararlılığında olduğunu dile getirdi. Konuşmacıların sözleri halk tarafından sık sık; “Barınma hakkımız, söke söke alırız”, “Evimizi yıkanı biz de yıkarız”, “Gökçek bizi saysana, kaç kişiyiz baksana” ve “Ölmek var, dönmek yok” sloganları ile kesildi. Sahneye kurulan sembolik bir görüşme masasıyla, yıkım ve şiddet ile sorunların çözülemeyeceği, yetkililerin yöre halkı ile diyalog ve uzlaşma çabasında olması gerektiği vurgulandı. Konuşmaların ardından yeni süreçle ilgili vadi halkının ilk sözünü dile getiren bir basın açıklaması okundu. Ardından halk, vadide en fazla 50-100 kişinin yaşadığına dair beyanları yalanmak için hep birlikte toplu bir aile fotoğrafı çektirdi. Vadi Halkının basın açıklaması şöyle;
YURTTAŞLIK HAKLARIMIZI SONUNA KADAR SAVUNACAĞIZ, YUVAMIZI TERK ETMEYECEĞİZ, "KENTSEL YAĞMA"YA GEÇİT VERMEYECEĞİZ ! Bizleri tanıyorsunuz. Bizler Dikmen Vadisi Halkıyız. Belki yoksuluz, işsiz ve güvencesiziz, havuzlu lüks villalarda değil de gecekondularda yaşarız, büyük makam mevki sahibi değil de emekçiyiz; ancak insanız ve yurttaşız. İnsan ve yurttaş olmaktan kaynaklı temel haklara ve yarınlara dair güzel düşlere sahibiz. Bizler, Ankara Büyükşehir Belediyesi ve bir grup yandaş sermaye tarafından yaklaşık 5 yıldır yaşadığımız bölgede uygulanmak istenen; bizi sokağa atmak, bizi evsiz yuvasız bırakmak, bizi geleceksiz kılmak, bizi yok etmek pahasına uygulanmak istenen “kentsel dönüşüm projesi”nin mağdurlarıyız. Başta “barınma hakkı” ve "insanca bir yaşam" özlemiyle, kentsel dönüşüm projesine ve bize dayatılan proje koşullarına en baştan itiraz ettik. Bu projenin insan odaklı olmadığını, bize ve kente bir fayda sağlamayacağını, asıl olarak birilerinin cebini kasasını doldurmak için yapıldığını, yeşili dillere destan vadimizi betonlaşmaya teslim edeceğini söyledik. Bir çok bilim insanı, meslek odası ve hatta kararları ile yargı organları da bu tespit ve itirazlarımızı doğruladı. Bizler, bize rağmen ve bize karşı uygulanmak istenen projeye karşı her zaman için yetkililerle diyalog ve uzlaşma arayışında olduk. Tespit ve taleplerimiz, haklı öneri ve itirazlarımız, sosyal-ekonomik gerçekliğimiz dikkate alınsın; sonuçta akılcı ve hakkaniyetli bir çözüm bulunsun istedik. Ancak hiçbir zaman muhatap alınmadık; sürekli hor görüldük, yok sayıldık; beraberinde binbir türlü baskıya, saldırıya göğüs germek zorunda kaldık. Bizler daha dün Dikmen Vadisi’ne gelmiş ve burada daha dün yuvamızı kurmuş değiliz. Bizler 70-80 li yıllardan bu yana, neredeyse 20-30 yıldır vadide yaşarız. Dikmen Vadisi’ni insan yerleşime açan biziz, suyunu yolunu yapan biziz, ağacını otunu diken biziz. Çocuklarımız burada doğup büyümüştür, iyi kötü günlerimiz hep burada geçmiştir; burada uzun yıllara yayılmış yaşamlar, hatıralar ve vadinin her taşında, toprağında, ağacında boy veren bir emek vardır. Bizler “işgalci” değiliz, “fırsatçı” değiliz ! Aksine, gerçek işgalcilere ve fırsatçılara karşı hakkını, yuvasını, toprağını; üstelik yalnızca kendisi için değil, gerçekte bütün bir kent ve kentliler için savunanlarız ! Ankara Büyükşehir Belediyesi ve rant çeteleri tarafından 2006 yılı bahar aylarında başlatılan “kentsel yağma projesi” ve biz vadi halkının “barınma hakkı” mücadelesi, şimdi yeni bir evreye giriyor. Bu sefer karşımızda yalnızca Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı İ. Melih Gökçek ile bir grup yandaş sermaye kesimi bulunmuyor; ne yazık ki doğrudan AKP hükümeti de biz vadi halkının haklarına ve taleplerine karşı tutum almış, yuvamıza el atmış durumdadır. Bakanlar Kurulu, 13.07.2010 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlük kazanan 2010/667 sayılı kararı ile, Dikmen Vadisi’ni “Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Proje Alanı” olarak ilan etmiştir. Doğrusu, güzel memleketimizin birçok temel ve öncelikli sorunu varken; AKP hükümetinin, Bakanlar Kurulu'nun, Sayın Başbakan ve Sayın Bakanların; İ. Melih Gökçek ile bir grup yandaş sermaye kesimi için böylesi bir çaba göstermesini, işi gücü bir yana bırakıp onlar için toplanıp karar almasını anlayabilmiş değiliz. Gökçek’in ve kimi sermaye kesimlerinin hükümeti böylesine güdümüne almış olması; şüphesiz ülkemiz demokrasisi, devlet ve siyaset geleneği açısından birçok soruyu ve kaygıyı gündeme getirmektedir. Ancak alınan Bakanlar Kurulu kararının, biz vadi halkına ve doğrudan barınma hakkımıza yönelik yeni saldırıları, baskıları doğuracağı açıktır. Nitekim Ankara Büyükşehir Belediyesi, bu karardan aldığı güç ile yeni bir kentsel dönüşüm projesini uygulama hazırlığına başlamıştır. Bilindiği üzere önceki proje, “kamu yararı” amacına ve "kent yararına planlama ilkesi"ne aykırılığı nedeniyle idari yargı organları tarafından iptal edilmişti. Böylelikle Dikmen Vadisi'nde yeni bir dönem başlıyor ! Yeni bir "kentsel yağma" dönemi ve tabi ki karşısında biz vadi halkı ve dostlarımız için yeni bir hak mücadelesi dönemi ! Bilinmesi isteriz ki; değil Bakanlar Kurulu, isterse ABD Kongresi karar almış olsun; hukuki ve meşru haklarımızı sonuna kadar savunmaya kararlıyız. Bizler, insan ve yurttaş olmaktan kaynaklı temel haklarımızı yok sayan ve yarınlara dair öncelikle çocuklarımız için kurduğumuz o güzel düşleri kirletmek ve karartmak isteyenlere asla geçit vermeyeceğiz. Bu vesile ile bir kez daha yetkililere ve bütün kamuoyuna sesleniyoruz; Bizi yok sayamazsınız ! Memleketimizi, kentlerimizi; çek defterlerinize, banka hesaplarınıza, para kasalarınıza göre keyfinizce değiştiremezsiniz ! Memleketimizin ve kentlerimizin mevcut değerlerini keyfinize göre ona buna peşkeş çekemezsiniz ! Sırf birileri daha da zengin olsun, servetine servet katsın diye; evine ekmek dahi götürmeye zorlanan, yaşamda sahip olduğu yegane değer bir göz yuva olan insanları, kendi kaderine terk edemezsiniz ! Yıkım ve şiddet asla bir çözüm değildir ! Kentsel yağma projesini yaşama geçirmek adına şiddet ve yıkımı tercih eden bir zihniyetin ve iktidarın, öncelikle bu ülkenin demokratik, barışçı, halkçı değerleri ile çelişeceği; her durumda doğacak olumsuz sonuçlardan ve ağır mağduriyetlerden öncelikle sorumlu olacağı unutulmamalıdır. Çözüm, halk ile diyalog ve uzlaşmaktır ! Halkı muhatap almayan, halkın haklarını, halkın talep ve beklentilerini dikkate almayan; diyalog ve uzlaşma yerine doğrudan şiddet ve yıkımı yöntem olarak benimseyen hiçbir siyasi ya da ekonomik tasarruf; hukuki, meşru ve haklı görülemez ! Halkın hakları var ! Halkın barınma hakkı var ! Bizler, bu ülkenin yurttaşları olarak, bu ülkenin ve bu kentin gelişip büyümesine emek vermiş kişiler olarak; kendi ülkemizde, yaşadığımız kentte şimdi bize misafir ve işgalci muamelesi yapılmasını, hiçbir koşulda kabul etmeyeceğiz. Vadimizi, evlerimizi terk etmeyeceğiz ! Belki bizi bir kez daha yok sayacak; bizi bir kez daha görmeyecek ve duymayacaksınız. Belki haklı talep ve beklentilerimizi dinlemek, değerlendirmek istemeyeceksiniz. Belki doğrudan polis ve zabıta ile üzerimize gelecek, bu işin sonunu hiç düşünmeyeceksiniz. Ama bizler, evlerimizi yıksanız da çadırlarda, çadırlarımızı toplasanız da kuytularda, ama yine doğu büyüdüğümüz vadimizde yaşamaya devam edeceğiz. Yoksa bir gece gizlice gelip, topumuzu öldürüp, toplu mezarlara sessizce gömüp, yok etmeyi mi düşünmektesiniz ? Bu kadar mı akıl ve vicdan yoksunusunuz ? Peki ya bizi tanıyanlar, bilenler; onlar bizi sorunca, bizi arayınca; onlara ne diyeceksiniz ? Yoksa onları da mı yok edeceksiniz ? Peki ya onları tanıyanları, bilenleri ne yapacaksınız ? Bu işin, biz yöre halkı ile anlaşmak/uzlaşmak, biz yöre halkının başta “barınma hakkı” olmak üzere en temel hak ve taleplerini dikkate almak, bizim ve bütün kentin çıkarları doğrultusunda kamu yararına uygun, insan ve toplum odaklı adımlar atmak dışında, bir çözümü olmadığının farkında değil misiniz ? Yetkililere sesleniyoruz ! Biz de varız, buradayız, Dikmen Vadisi’nde yaşıyoruz ! Biz, halkız ! Dikmen Vadisi Halkı
|