Şiddet ve Yıkım Bir Çözüm Değildir!

1 Şubat 2007 Günü Ankara Dikmen Vadisi’nde Yaşananları Unutmadık … 

Tarihte öyle anlar vardır ki; yaşananları akla ve vicdana sığdırmak mümkün olmaz.

Tarihte öyle anlar vardır ki; kara bir leke olarak, hep utançla anılır.

Tarihte öyle anlar vardır ki; yaşanan acıların ve kayıpların izleri yıllar boyu sürer; toplumda huzur, güven, sevgi, mutluluk gibi hislerin yerini artık hep korku, kaygı, öfke ve üzüntü alır.

1 Şubat 2007 günü, işte böyle bir gündür.

1 Şubat 2007 günü; henüz evlerimizde uykuda olduğumuz sabahın erken saatlerinde, resmi açıklamalara göre 5300 polis ve bir o kadar belediye zabıtası ve yıkım ekibi; beraberinde onlarca panzer, gözaltı aracı, kepçe, dozer ile; yaklaşık 900 hane, 2000 kadar insanın yaşadığı Ankara İli Çankaya İlçesi Yukarı Dikmen Vadisi’ne geldi ve dört bir yandan vadiyi kuşattı.

Ardından, sözde “belediye ile anlaşmış kişilere ait boş evleri yıkmak” gerekçesi ile benzeri görülmemiş bir saldırı başlatıldı. Üstelik bu saldırı; bu ülkede yaşayan, bu ülkenin vatandaşı olan, vergisini veren, askere giden, bu ülkenin gelişmesi için çalışıp değerler üreten, emeğiyle geçinen, onuruyla yaşayan; belki tek kusuru yoksul ve emekçi olmak olan, bu ülkenin halkına yönelik bir saldırıydı. 

O gün vadide yaşayan yüzlerce insan fiilen esir alındı. Anne babalar işlerine, çocuklar okullarına, hastalar hastanelere gidemedi. O gün hiç kimse evine ekmek, süt alamadı; o gün hiç kimse ailesiyle birlikte sofraya oturup, aynı kaptan yemek yiyemedi. O gün yüzlerce insan; gaz bombaları, jop darbeleri ve taşlarla yaralandı. Silahlarla üzerlerine ateş edildi.

O gün, insan hak ve özgürlüklerine saygıyı temel aldığını ve sosyal bir hukuk devleti olduğunu Anayasası’nda ilan etmiş olan; halkın iradesine dayanan Cumhuriyet yönetimini benimseyen Türkiye için; anlaşılmaz, kabul edilemez bir gündü.  

Bir devlet, bir yerel yönetim, bir emniyet teşkilatı; kendi vatandaşlarına savaş açar mı ? Onların yaşadığı mahallelere, sokaklara, evlere vahşice saldırır mı ? Masa başında, karşılıklı diyalog ve uzlaşma ile çözüme kavuşması gereken toplumsal sorunlar; şiddet ve yıkımla çözülür mü ?

Asıl önemlisi; gözünü rant hırsı bürümüş “tüccar” zihniyetli bir belediye başkanının bir tek sözü ile; bütün yasalar, demokratik ilke ve değerler, insan hak ve özgürlükleri bir çırpıda yok sayılıp; kentimizin mülki amirleri, kamu görevlileri, devlet kurumları; böylesi akıl ve vicdan dışı bir işe, üstelik kimseye sormadan, kimseyi dinlemeden, gözü kapalı kalkışır mı ?

“Gecekondulaşma” ve “çarpık kentleşme”; evet bir sorundur. Kentsel mekanların çağdaş biçimde yeniden üretimi, evet bir ihtiyaçtır. Peki bunun için mutlaka silaha, jopa, bombaya sarılmak mı gerekir ? Bunun için her durumda yoksul emekçi halk ile kamu görevlilerinin karşı karşıya gelmesi mi gerekir ? Bütün bu sorunların çözümü için tek ve geçerli yol; yıkım ve şiddet midir ?

Üstelik, gerçekte kentin ve genel olarak kamunun yararına hizmet etmeyen; yalnızca bir avuç zengin varlıklı kesimin çıkarlarını gözeten; bünyesinde bir çok şaibeyi ve hukuka aykırılığı barındıran; yöre sakinlerinin taleplerini ve ekonomik-sosyal gerçekliğini dikkate almayan; binlerce insanı kadın çocuk sokağa atacak olan; bu nedenle gerçekte yeni toplumsal sorunlara ve mağduriyetlere yol açacak, son derece tartışmalı bir kentsel dönüşüm projesi için; böylesi bir işe kalkışılır mı ?

Bizler, Dikmen Vadisi halkı olarak, her zaman için sorunun uzlaşma temelinde çözümünü savunduk. Kazanılmış haklarımızı, insani taleplerimizi ve ekonomik-sosyal gerçekliğimizi gözeten bir kentsel dönüşüm projesi için; başta Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı İ. Melih Gökçek olmak üzere, belediye yetkilileri ile defalarca görüşmeye çabaladık. Ancak hep görmezden gelindik, yok sayıldık, yeri geldi tehdit ve hakaretlerle; yeri geldi, 1 Şubat 2007 günü olduğu gibi yıkım ve şiddetle karşılaştık.

Binlerce polisi, zabıtayı, yıkım ekibini sabahın erken saatlerinde yaşadığımız semte göndermeyi akıl eden, sorunu yıkım ve şiddetle çözmeyi uman mülki yöneticilerimiz; eğer evlerimiz yıkılırsa, biz binlerce yöre sakininin nereye gitmesini, nerede barınmasını öngörmektedir ? Valilik bizlere konut mu verecektir ? Emniyet Müdürlüğü lojman mı tahsis edecektir ? Yoksa kentin parklarında çadırlar kurup, köprü altlarına sığınıp, sefalet içinde yaşamamıza mı rıza göstermektedirler ?

Peki haklarımız ne olacak ? Evlerimiz hakkında henüz usule uygun bir yıkım kararı verilmediği halde, 1 Şubat 2007 saldırısı gerçekleştirilmiştir. Yıkım işlemleri ise çok sonra, 2007 yılı sonbahar aylarında tesis edilmiştir. Üstelik bu yıkım işlemlerine karşı başvurularımız üzerine idari yargı tarafından verilmiş yürütmeyi durdurma kararları vardır. Peki; hukuk, adalet nerededir ?

Bizler, 1 Şubat 2007 günü yaşananları unutmayacağız.

Çünkü 1 Şubat 2007 günü; bütün maskelerin düştüğü, İ. Melih Gökçek’in yoksul emekçi halka düşman, sermayeye dost uygulamalarının bütün çıplaklığıyla gözler önüne serildiği bir gündür.

Çünkü 1 Şubat 2007 günü; halkın en temel haklarının, başta barınma hakkı ve insanca bir yaşam özleminin; bir avuç zengin varlıklı kesimin çıkarları için, nasıl da bir çırpıda yok sayılabildiğinin göstergesidir.

Çünkü 1 Şubat 2007 günü; yalnızca Dikmen Vadisi’nde yaşayan bizlerin değil; bütün bir kent ve ülke kamuoyunun ders çıkarması gereken bir gündür.

Herkesin huzur ve güven içinde yaşadığı, vatandaşın hak ve kazanımlarının her koşulda gözetildiği, devlet kurumlarının halka karşı değil halk için çalıştığı, herkes için adalet ve hakkaniyetin varolduğu bir ülkeyi birlikte kurmak ve savunmak için, 1 Şubat 2007 gününü unutmayacağız !

Ancak, herkese insanca bir yaşam ve güvenli bir gelecek vaad eden böylesi bir ülke için, öncelikle İ. Melih Gökçek gibi halk düşmanı yöneticilerden kurtulmak gerektiğini de biliyoruz. Bu nedenle bir kez daha; hem bizler, hem de bütün Ankara için; “Gökçek gidecek, çile bitecek” diyoruz !

Ve bir kez daha uyarıyoruz ! Gökçek; evime, mahalleme, haklarıma, yaşamıma ve çocuklarımın geleceğine dokunma !

01.02.2008

Dikmen Vadisi Halkı